Yayımlanmış Sayılar:

 

Sayı: 278  Temmuz 2007 

Makale Özetleri için Tıklayın.
İnsan ve maymun immün yetersizlik virüsleri (HIV ve SIV) gibi primat lentivirüslerin kılıf glikoproteinleri virüs girişini başlatmak üzere hedef hücrelerdeki CD4’e bağlanan transmembran glikoproteinlerin (genelde gp41) ve yüzey glikoproteininin (g

T Hücreleri ila SIV/HIV-1 Temasının Elektron Tomografisi: Virüs Girişi İçin Yansımalar

İnsan ve maymun immün yetersizlik virüsleri (HIV ve SIV) gibi primat lentivirüslerin kılıf glikoproteinleri virüs girişini başlatmak üzere hedef hücrelerdeki CD4’e bağlanan transmembran glikoproteinlerin (genelde gp41) ve yüzey glikoproteininin (gp120) heteçomakimerleridir. Saşaştırılmış SIV virionun tek başına CD4+ hedef hücrelerle birlikte üç boyutlu mimarisini belirlemek üzere elektron tomografi incelemesini gerçekleştirdik. Trimerik viral kılıf glikoprotein yüzey dikenlerinin görünümü heterojendir ve tipik olarak ~120A° uzunlukta ve distal ucu ~120A° genişliktedir. SIV ya da HIV-1’in T hücre yüzeyine kenetlenmesi, ~400 A° genişlikte ve her biri ~100 A° uzun ve ~100 A° genişlikte olan 5-7 çomak içeren yapının birbirine yakın yerleştirilmiş yığınlarından oluşmuş boyun şekilli bir temas bölgesi ile gerçekleşmektedir. Bu özel yapı, virüslerin anti-CD4 antikor, CCR5 antagonisti TAK779 ya da peptit giriş inhibitörü SIVmac251 C34 varlığında T lemfositleriyle inkübasyonu sonrası izlenmemektedir. Hücrelere bağlı virionlarda, virüs preparatlarının virüs partikülü başına 70 kılıf glikoprotein trimeri içerdiği durumlarda bile virion–hücre ara yüzünde bulunan yığınlardan ayrı sadece birkaç trimer izlenebilmiştir. ‘‘Giriş pençesi’’ diye adlandırdığımız bu temas bölgesi, virüs girişi moleküler mekanizmalarının anlaşılmasına mekansal bir anlam kazandırır. Giriş pençesi molekül içeriği ve yapısının belirlenmesi HIV-1 giriş inhibisyonu amacı ile geliştirilmiş ilaçların geliş- tirilmesini kolaylaştırabilir.

Rachid Sougrat1,Alberto Bartesaghi1,Jeffrey D. Lifson2,Adam E. Bennett1, Julian W. Bess2,Daniel J. Zabransky1, Sriram Subramaniam1*

Kapak Resmi:
Sougrat R, Bartesaghi A, Lifson JD, Bennett AE, Bess JW, et al. (2007) Electron tomography of the contact between T cells and SIV/HIV-1: Implications for viral entry. PLoS Pathog 3(5): e63. doi:10.1371/journal.pp at.0030063

Diğer Tıp Dergilerimiz



 BU SAYIMIZDA

Kraniyofarenjiyom Kraniyofarenjiyomlar, santral sinir sistemi sellar ve parasellar bölgelerinde bulunan benign, yavaş büyüyen tümörlerdir. Tümörün nokta prevalansı yaklaşık 2/100 000’dir. Belirtilerin başlangıcı genelde sinsidir, hastaların büyük kısmında tanıda nörolojik (baş ağrısı, görme bozuklukları) ve endokrin (gelişme geriliği, gecikmiş puberte) fonksiyon bozuklukları bulunmaktadır. Kraniyofarenjiyomların kranyofaringeal duktus veya Rathke kesesi epitel kalıntılarından geliştiği (adamantinomatöz tip) veya bukkal mukozayı veren stomadeum kısmının kalıntıları olan skuamoz epitel hücre artıklarının metaplazisine (skuamoz papiller tip) bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülmektedir. Kraniyofarenjiyomlar, santral sinir sistemi sellar ve parasellar bölgelerinde bulunan benign, yavaş büyüyen tümörlerdir. Tümörün nokta prevalansı yaklaşık 2/100 000’dir. Belirtilerin başlangıcı genelde sinsidir, hastaların büyük kısmında tanıda nörolojik (baş ağrısı, görme bozuklukları) ve endokrin (gelişme geriliği, gecikmiş pub ...
Matthew R Garnett1,Stéphanie Puget1,Jacques Grill2 ve Christian Sainte Rose*1

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Nazal Septum Perforasyonu 1981-2005:Etiyoloji, Cinsiyet ve Boyut Bakımından Değişiklikler Septum perforasyonu seyrek rastlanan, ama çok rahatsızlık verici bir hastalıktır ve özellikle büyük perforasyonlarda tedavisi güçtür. Biz koruyucu önlemler oluşturmak için nazal septum perforasyonları nın boyutlarını ve etiyolojisini saptamak istedik. Yöntemler: Bu açık, ileriye dönük klinik çalışma hastanemizde 1981yılından 2005 yılına kadar görülen hastaları içermektedir. Boyut, cinsiyet ve etiyolojiye ilişkin klinik veriler ardışık olarak kaydedilmiştir. Bulgular: Yüzdoksanyedi hasta (100 erkek, 97 kadın) değerlendirilmiştir. 1981 ve 1995 yılları arasında nazal septum perforasyonu 102 hastadan 40’ında (%39.2) geçirilen ameliyatlar nedeniyle ortaya çıkmıştır. 1995’den 2005 yılını da içeren sürede bu oran septum rezeksiyonunun septo/septorinoplasti ile yer değiş- tirmesi üzerine düşmüştür. Bu teknik, son dönemde septum perforasyonuna %14.7 oranında yol açmıştır. Septum perforasyonu seyrek rastlanan, ama çok rahatsızlık verici bir hastalıktır ve özellikle büyük perforasyonlarda tedavisi güçtür. Biz koruyucu önlemler oluşturmak için nazal septum perforasyonları nın boyutlarını ve etiyolojisini saptamak istedik. Yöntemler: Bu açık, ileriye dönük klinik çalışma hastanemizde 1981yılından 2005 yılın ...
LivKariDøsen* ve RolfHaye

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Obstrüktif Hidrosefaliye Yol Açan Hipertansif İntraventriküler Kanamanın Endoskopik Tedavisi İntrakraniyal kanama tüm hastane inme yatışlarının %30–60’ından sorumludur ve hipertansiyon en önemli risk etmenidir. İntraventriküler hematom varlığı, BOS obstrüksiyonuna yol açması ve kanın yol açtığı kitle etkisiyle kafa içi basıncını yükseltmesi ve hidrosefaliye neden olmasından dolayı kötü bir prognoz etmeni olarak kabul edilmektedir. Hipertansif intraventriküler kanama hastalarımızda obstrüktif hidrosefalinin endoskopik dekompresyonu ve hematom boşaltılması sonuçlarımızı sunduk. Yöntemler: İki yıllık bir dönemde, hipertansiyona ikincil gelişen intraventriküler kanama artı obstrüktif hidrosefali gelişmiş 25 hasta çalışmaya alındı. Tüm hastalarda genel anestezi altında endoskopik hematom boşaltma girişimi yapıldı. Postoperatif değerlendirme BT görüntülemesi ve Glasgow sonlanım ölçeği ile gerçekleştirildi. Bulgular: Katılan 25 hastanın 12’sinde (%48) talamik kanama ve 11’inde de (%44) putaminal hematom vardı. İntrakraniyal kanama tüm hastane inme yatışlarının %30–60’ından sorumludur ve hipertansiyon en önemli risk etmenidir. İntraventriküler hematom varlığı, BOS obstrüksiyonuna yol açması ve kanın yol açtığı kitle etkisiyle kafa içi basıncını yükseltmesi ve hidrosefaliye neden olmasından dolayı kötü bir prognoz etmeni olarak kab ...
Yad Ram Yadav*1,Gaurav Mukerji1,2,Ravikiran Shenoy2,Abhijeet Basoor1, Gaurav Jain1 and Adam Nelson1

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Psikiyatrik Tanı, Travma ve İntihar Eğilimi Bu çalışmada yatış sırasında psikiyatrik hastalara konulan tanılar, travma ve intihar eğilimi arası ndaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. Yöntemler: İki ay içinde, Batı Norveç’teki bir psikiyatri hastanesine başvuran ardışık tüm hastalar (n = 139) değerlendirildi (yanıt oranı %72). Bulgular: %91’i en az bir travmaya maruz kalırken %69’u ise daha uzun bir süre içinde tekrarlayıcı travmalar yaşamıştı. Sadece %7’sine post-travmatik stres bozukluğu (PTSB) tanısı konmuştu. PTSB ve diğer psikiyatrik tanı eş zamanlı hastalık oranı %78’di. Bazı tanılar spesifik travmalara eşlik etmekteydi. Bu çalışmada yatış sırasında psikiyatrik hastalara konulan tanılar, travma ve intihar eğilimi arası ndaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. Yöntemler: İki ay içinde, Batı Norveç’teki bir psikiyatri hastanesine başvuran ardışık tüm hastalar (n = 139) değerlendirildi (yanıt oranı %72). Bulgular: %91’i en az bir travmaya mar ...
Silje K Floen†1 ve Ask Elklit*2

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Peroneal Arter Psödoanevrizması -Olgu Sunumu ve Literatür Taraması Peroneal arter anevrizmaları az görülür ve genelde psödoanevrizma tipindedir. Olgu sunumu: Bu bildiride Fogarty kateteri ile tromboembolektomi sonrası gelişen nadir bir peroneal psödoanevrizma olgusu sunulmaktadır. Hasta seçici kateterizasyon ve sarmal embolizasyonundan oluşan endovasküler teknikle başarı ile tedavi edilmiştir. Sarmallar peroneal arterde psödoanevrizmanın hem proksimaline hem de distaline yerleştirilmiştir. Peroneal arter anevrizmaları az görülür ve genelde psödoanevrizma tipindedir. Olgu sunumu: Bu bildiride Fogarty kateteri ile tromboembolektomi sonrası gelişen nadir bir peroneal psödoanevrizma olgusu sunulmaktadır. Hasta seçici kateterizasyon ve sarmal embolizasyonundan oluşan endovasküler teknikle başarı ile tedavi edilmiştir. Sarmall ...
Umar Sadat*1,Teikchoon See2,Claire Cousins2,Paul Hayes1 ve Michael Gaunt1

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Künt Servikal Travmadan Sonra Gecikmeli Gelişen Retrofaringeal Hematoma Bağlı Ağır Üst Solunum Yolu Obstrüksiyonu Travmatik yaralanmadan yaklaşık 1 gün sonra gelişen retrofaringeal hematoma bağlı ağır üst solunum yolu obstrüksiyonu ile gelen bir olguyu sunduk. Retrofaringeal hematomlar nadiren gelişir, ancak yaşamı tehdit edici solunum yolu tıkanmasına yol açabilirler. Olgu sunumu: Elli yaşında erkek hastada, acil servise retrofaringeal hematom nedeni ile başvurduktan 20 saat sonra orofaringeal hava yolu basısına bağlı ağır dispne gelişti. Hastada aynı zamanda birinci servikal vertebra kırığı vardı ve sol brakial pleksopati tanısı konuldu. Travmatik yaralanmadan yaklaşık 1 gün sonra gelişen retrofaringeal hematoma bağlı ağır üst solunum yolu obstrüksiyonu ile gelen bir olguyu sunduk. Retrofaringeal hematomlar nadiren gelişir, ancak yaşamı tehdit edici solunum yolu tıkanmasına yol açabilirler. Olgu sunumu: Elli yaşında erkek hastada, acil servise retrofaringeal hematom ne ...
Laurie W Lazott1,John A Ponzo2,Rudolph B Puana1,Katie S Artz3,David P Ciceri1 and William C Culp Jr*1

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız