Yayımlanmış Sayılar:

 

Sayı: 270  Kasım 2006 

Makale Özetleri için Tıklayın.
Biliyer atrezi (BA) yeni doğan döneminde gözlenen, nedeni bilinmeyen, biliyer obstrüksiyonla kendini gösteren nadir bir hastalıktır. Biliyer atrezi, yeni doğanlarda kolestatik sarılığın en sık karşılaşılan cerrahi nedenidir. Batı Avrupa’da her 18

Biliyer Atrezi

Biliyer atrezi (BA) yeni doğan döneminde gözlenen, nedeni bilinmeyen, biliyer obstrüksiyonla kendini gösteren nadir bir hastalıktır. Biliyer atrezi, yeni doğanlarda kolestatik sarılığın en sık karşılaşılan cerrahi nedenidir. Batı Avrupa’da her 18 000 yeni doğanda 1 sıklıkla görülmektedir. Dünyada bildirilen insidans 5/100 000 ile 32/100 000 yenidoğan arasında değişmektedir ve en yoğun olarak Asya ve Pasifik bölgesinde görülmektedir. Kızlarda biraz daha sıktır. ‹ntra ve ekstrahepatik safra yollarında inşamatuar hasar ile birlikte safra yolu sklerozu ve daralma ve hatta tıkanıklığı, genel histopatolojik görünümdür. Tedavi edilmemesi durumunda siroza ve 1 yıl içinde ölüme gider. Biliyer atrezinin kalıtsal özelliği bilinmemektedir. Biliyer atreziye yönelik herhangi bir primer ilaç tedavisi yoktur. Biliyer atrezi şüphesi durumunda en erken dönemde cerrahi girişim (Kasai portoenterostomi) yapılmalıdır, çünkü erken operasyonun başarı şansı daha yüksektir. Eğer Kasai operasyonu ile safra akımı sağlanamıyor ya da siroz komplikasyonu gelişirse karaciğer nakli gerekebilir. Halen biliyer atrezi hastalarının %90’ı sağ kalabilmekte ve büyük kısmı da normal bir yaşam sürdürmektedir.

Christophe Chardot

Kapak Resmi:
Biliary atresia n BMC Orphanet Journal of Rare Diseases 2006, 1:28 doi:10.1186/1750- 1172-1-28 26 Temmuz 2006

Diğer Tıp Dergilerimiz



 BU SAYIMIZDA

Clostridium Difficile İle Bağlantılı Olan Diyarede Fekal Lökosit Testi İyi Bir Belirteç midir? Ön bilgi: Fekal lökosit testi (ŞT), antibiyotik ile bağlantılı olan diyarelerin %25’inden daha fazlasından sorumluolan C. difficile ile bağlantılı olan diyare (CDAD) de dahil olmak üzere invaziv diyarelerin taranmasında yaygın olarak kullanılmaktadır.Yöntem: CDAD şüphesi olan hastalardan elde edilen 263 dışkı örneği fekal lökosit testi (ŞT) için ve Clostridiumdifficile toksin testi (CDTA) için eş zamanlı olarak incelenmiştir. ŞT, Giemsa tekniği ile gerçekleştirilmiştirve CDTA ise enzim immuno testi (E‹A) ile gerçekleştirilmiştir. Ön bilgi: Fekal lökosit testi (ŞT), antibiyotik ile bağlantılı olan diyarelerin %25’inden daha fazlasından sorumlu olan C. difficile ile bağlantılı olan diyare (CDAD) de dahil olmak üzere invaziv diyarelerin taranması nda yaygın olarak kullanılmaktadır. Yöntem: CDAD şüphesi olan hastalardan elde edilen 263 dışkı örneği fekal löko ...
Savio Reddymasu,Ankur Sheth ve Daniel E Banks

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Uzun Dönemli Karma Yoga Uygulamasının Sağlıklı Yetişkinlerde Bazal Metabolik Hız Üzerindeki Etkisi Ön bilgi: Yogada uygulanan farklı prosedürlerin, akut olarak araştırıldığında, bazal metabolik hız üzerindeuyarıcı ya da inhibe edici etkileri vardır. Ama günlük yaşamda bu prosedürler genelde birlikteuygulanmaktadır. Bu araştırmanın amacı Banglor’da bulunan bir yoga eğitim ve araştırma merkezinde, enaz altı ay boyunca aktif olarak karma yoga uygulamalarına (asana ya da yoga postürleri, meditasyon vepranayama ya da soluk alma egzersizleri) katılmış bireylerdeki net bazal metabolik hız (BMH) değişiminiaraştırmaktı.Yöntemler: Karma uygulamalar ile yoga yapan bireylerde ölçülen BMH, benzer yaşam tarzları olan amayoga yapmayan kontrol grubundaki bireyler ile karşılaştırıldı.Bulgular: Yoga yapan bireylerin BMH’leri yoga yapmayan bireylere göre anlamlı şekilde daha düşüktü,vücut ağırlığına göre uyarlandığında ise yaklaşık olarak %13 daha düşüktü (p< 0.001). Bu fark gruplarcinsiyete göre ayrıldığında devam ediyordu; ama vücut ağırlığına göre uyarlanmış BMH’lerdeki farkkadınlarda erkeklere göre daha fazlaydı (sıra ile %8 ve %18). Ön bilgi: Yogada uygulanan farklı prosedürlerin, akut olarak araştırıldığında, bazal metabolik hız üzerinde uyarıcı ya da inhibe edici etkileri vardır. Ama günlük yaşamda bu prosedürler genelde birlikte uygulanmaktadır. Bu araştırmanın amacı Banglor’da bulunan bir yoga eğitim ve araştırma merkezinde, en az altı ay boyunca aktif o ...
MS Chaya, AVKurpad,HRNagendra ve RNagarathna

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Astım ve KOAH Patofizyolojisinde Muskarinik Reseptör Uyarı Aktarımı Antikolinerjik ilaçlar KOAH tedavisinde yaygın olarak ve daha az da astım tedavisinde kullanılmaktadır. Önceliklebronkodilatör olarak kullanılan bu ilaçlar vagal kaynaklı asetilkolinin havayolu düz kaslarındaki kasılma etkisini tersine çevirir. Yeni araştırmalar antikolinerjiklerin etkisinin bronkodilatasyondan öteye gittiğini, çünkü antikolinerjik ilaç tiotropium bromid’in KOAH hastalarındaki hızlanmış akciğer işlev kaybınıetkin şekilde önlediğini ileri sürmektedir. Astım ve KOAH’a bağlı havayolu inşamasyonunda vagal tonusartmıştır; bu aşırı asetilkolin salımı ve havayolu düz kasında aşağı yönde uyarı bileşenlerinin artmış sunumununsonucudur. Vagal kaynaklı asetilkolin aynı zamanda havayollarında mukus üretimini düzenler. Bazıyeni araştırmalar ayrıca muskarinik reseptörler üzerinden etki yapan asetilkolinin havayolu yeniden yapılanmasıyla ilgili patolojik değişikliklerden kısmen sorumlu olabileceğini bildirmektedir. Antikolinerjik ilaçlar KOAH tedavisinde yaygın olarak ve daha az da astım tedavisinde kullanılmaktadır. Öncelikle bronkodilatör olarak kullanılan bu ilaçlar vagal kaynaklı asetilkolinin havayolu düz kaslarındaki kası lma etkisini tersine çevirir. Yeni araştırmalar antikolinerjiklerin etkisinin bronkodilatasyondan öteye gitti ğini, çünk ...
Reinoud Gosens,Johan Zaagsma,Herman Meurs ve Andrew J Halayko

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Hipersensitivite Pnömoniti Hipersensitivite pnömoniti (HP), kişinin daha önce duyarlılık kazandığı bir antijenin inhalasyonundan kaynaklanan, dispne ve öksürük belirtileriyle birlikte görülen bir pulmoner hastalıktır. HP insidansı bilinmemektedir. Populasyon temelli bir çalışmada, interstisyel akciğer hastalıklarının yıllık insidansı 30:100 000 olarak bulunmuştur ve HP, bu olguların % 2’sinden azından sorumludur. Basit tanı kriterleri kullanılarak özellikle prevalansın yüksek olduğu bölgelerde HP tanısı güvenli bir şekilde konur ya da prevalansın düşük olduğu bölgelerde güvenilir bir şekilde tanı dışlanır. Göğüs radyogramları aktif HP’de normal olabilir. Yüksek Çözünürlüklü Bilgisayarlı Tomografi HP tanısı için duyarlıdır, fakat özgül değildir. Akciğer fonksiyon testlerinin birincil kullanım amacı, fizyolojik anormallikleri ve bununla ilişkili bozukluğu belirlemektir. Hipersensitivite pnömoniti (HP), kişinin daha önce duyarlılık kazandığı bir antijenin inhalasyonundan kaynaklanan, dispne ve öksürük belirtileriyle birlikte görülen bir pulmoner hastalıktır. HP insidansı bilinmemektedir. Populasyon temelli bir çalışmada, interstisyel akciğer hastalıklarının yıllık insidansı 30:100 000 olarak bulunmuştu ...
Yves Lacasse ve Yvon Cormier

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Reaktif Oksijen Türleri : Kanser ve Çeşitli Kronik Durumların Gelişimindeki Rolü Süperoksit türleri, hidrojen peroksit, tekil oksijen ve hidroksil radikali gibi oksijen kaynaklı reaktif türlerin sitotoksik oldukları çok iyi bilinmekte olup, kanser dahil geniş bir hastalık grubunun etiyolojisinde rol oynadığı düşünülmektedir. Çeşitli karsinojenler de etkilerini, kısmen de olsa, metabolizmaları sırasında reaktif oksijen türleri (ROT) oluşturarak gösterebilirler. Hücre DNA’sında oksidatif hasar mutasyonlara yol açabildiğinden, çok evreli karsinogenezin başlangıç ve ilerlemesinde önemli bir rol oynayabilirler. DNA’da baz değişikliği, DNA diziliminin yeniden düzenlenmesi, DNA lezyonunda yanlış kodlama, gen duplikasyonu ve onkojen aktivasyonu gibi değişiklikler çeşitli kanserlerin başlangıcında görülmektedir. Süperoksit türleri, hidrojen peroksit, tekil oksijen ve hidroksil radikali gibi oksijen kaynaklı reaktif türlerin sitotoksik oldukları çok iyi bilinmekte olup, kanser dahil geniş bir hastalık grubunun etiyolojisinde rol oynadığı düşünülmektedir. Çeşitli karsinojenler de etkilerini, kısmen de olsa, metabolizmaları sırasında reaktif oksi ...
Gulam Waris ve Haseeb Ahsan

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız