Yayımlanmış Sayılar:

 

Sayı: 323  Nisan 2011 

Makale Özetleri için Tıklayın.
Giriş: Sinonasal bölgede metastaza bağlı hastalık az karşılaşılan bir durumdur ve birincil lezyon belirsiz olabilir. Bu olgu burun belirtileri ile ortaya çıkan gizli böbrek tümörünü burun biyopsisinin ardından şiddetli kanama riskini betimlemektedir. O

Bir kadında burun kanaması ile kendini gösteren gizli böbrek hücre karsinomu: Bir olgu sunumu

Giriş: Sinonasal bölgede metastaza bağlı hastalık az karşılaşılan bir durumdur ve birincil lezyon belirsiz olabilir. Bu olgu burun belirtileri ile ortaya çıkan gizli böbrek tümörünü burun biyopsisinin ardından şiddetli kanama riskini betimlemektedir. Olgu sunumu: Altı haftadır son burun deliğinden aralıklı kanama yakınması ile başvuran 79-yaşı nda beyaz ırktan bir kadın hastayı bildiriyoruz. Daha önze cerrahi girişim uygulanmamış, antikoagülan tedavi almayan zinde durumda bir hastaydı. Burun endoskopisi ve bilgisayarlı tomografi incelemelerinde sol etmoid hücreleri ve orta meatusu tutan kanamalı bir kitle belirlendi. Son derece kanamalı bir biyopsinin ardından yapılan histolojik incelemede lezyonun berrak hücreli karsinom olduğu belirlendi. Yapılan taramada sağ böbreğinde yaygın metastaz yapmış bir kitle oldu- ğu saptandı. Sinonazal metastaza odaklı palliyatif radyoterapi ve sistemik tedavi ile ilk başvurusundan dokuz ay sonra belirtileri kayboldu. Sonuçlar: Genel pratisyenler ve kulak burun boğaz (KBB) uzmanları burun kanaması yakınması ile sık karşılaşırlar. Burun kanaması gelişen hastaların çok küçük bir kısmında birincil ya da metastaza bağlı burun kitlesi belirlenir. İkincil sinonazal kitlelerin birincil odağının belirlenmesi yüksek derecede şüphelenmeyi ve infraklaviküler alanların birden fazla disiplinden uzmanların katılı- mı ile oluşturulan ekipler tarafından incelenmesini gerektirir. Böbrek hücre karsinomu metastazları her türdeki cerrahi girişim sırasında şiddetli kanama eğilimi sergilerler, o nedenle, girişimden önce embolizasyon yapılması önerilir. Yineleyen burun kanamalarını önlemek için böbrek kökenli sinonazal metastazlara rezeksiyon ya da radyoterapi uygulama indikasyonu bulunmaktadır.

Georgios Fyrmpas1 *, Ade Adeniyi2, Simon Baer1

Kapak Resmi:
Journal of Medical Case Reports 2011

Diğer Tıp Dergilerimiz



 BU SAYIMIZDA

Gençlikte metabolik sendrom, dislipidemi,hipertansiyon ve tip 2 diyabet: Tanıdan tedaviye Gençlikte aşırı kilo ve obezite, dünya genelinde bir sağlık sorunudur. Çocuklukta ve ergenlikte aşı- rı kilo ve obezite, metabolik sendrom, erken ateroskleroz, dislipidemi, hipertansiyon ve tip 2 diyabet (T2D) gibi klinik durumlara yol açan pek çok sistem üzerinde önemli etkilere sahiptir. Obezite ve beden yağ dağılımı tipi, halâ daha insülin direncinin ana bileşenleri olmayı sürdürmektedir ve metabolik sendrom, kalp damar hastalığı ve tip 2 diyabet (T2D) ile fizyopatolojik bağlantı oluşturur. Risk faktörlerinin bir araya gelmesinin erken olması ve karşılaşma süresinin uzunluğu, daha ciddi bir sona ulaşan koroner hastalık gelişimi şansını artırır. Olayın gelişebilme yaşı, yaşam boyunca risk faktörlerinin varlığına ve birikimine bağlı görülmektedir. Gençlikte aşırı kilo ve obezite, dünya genelinde bir sağlık sorunudur. Çocuklukta ve ergenlikte aşı- rı kilo ve obezite, metabolik sendrom, erken ateroskleroz, dislipidemi, hipertansiyon ve tip 2 diyabet (T2D) gibi klinik durumlara yol açan pek çok sistem üzerinde önemli etkilere sahiptir. Obezite ve beden yağ dağılımı tipi, halâ daha ...
Alfredo Halpern1, Marcio CMancini1*, Maria Eliane C Magalhães2, Mauro Fisberg3,Rosana Radominski4,Marcelo C Bertolami5,Adriana Bertolami7, Maria Edna de Melo1, Maria Teresa Zanella6, Marcia S Queiroz7, Marcia Nery7

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Omalizumab: Anafilaksi riski açısından pratik uygulamalar Omalizumab, diğer kontrol edici ajanlar ile belirtileri kontrol altına alınamayan, ortadan şiddetliye inatçı alerjik astım yakınmaları bulunan hastalar üzerinde etkili olmuştur. Bu tedavi, genellikle iyi tolere edilir; ancak, en önemlisi nadir görülen fakat yaşamı tehdit etme olasılığı bulunan omalizumab ile ilişkili anafilaksi olmak üzere, ilaç ile ilişkili bazı güvenilirlik kaygıları bulunmaktadır. Kanada’da, omalizumab üreticisinden elde edilen veriler, pazarlama sonrasında Xolair ile ilişkili bulunan anafilaksi sıklığının yaklaşık %0,2 olduğuna işaret etmektedir. Amerikan Omalizumab Ortak Çalışma Grubu (OJTF) da dahil olmak üzere diğer araştırmacılar, omalizumab ile ilişkili toplam anafilaksi görülme sıklığını %0,09 gibi daha düşük değerler olarak belirtmektedir. Omalizumab, diğer kontrol edici ajanlar ile belirtileri kontrol altına alınamayan, ortadan şiddetliye inatçı alerjik astım yakınmaları bulunan hastalar üzerinde etkili olmuştur. Bu tedavi, genellikle iyi tolere edilir; ancak, en önemlisi nadir görülen fakat yaşamı tehdit etme olasılığı bulunan omalizumab ile ilişkili anafilaksi olmak ü ...
Harold L Kim1*,Richard Leigh2,Allan Becker3

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

İnsulin allerjisi olan bir hastada plasma galektin-9 düzeyinin yükselmesi: Bir olgu sunumu İnsuline karşı allerjik tepkimenin eosinofili ve hiper IgE ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Yeni bir bildiride eosinofilinin artmış galektin-9 (GAL-9) ve osteopontin (OPN) yapımı ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Burada, insulin allerjisi bulunan 65 yaşındaki bir hastada ilk kez plasma GAL-9 ve OPN düzeylerini inceledik. Hastaya insulin aspart ve insulin aspart 30 karışımı verildi ve otuzüç gün sonra eosinofil sayısında artış (8440/μl, 17.6 kat) ve IgE (501 U/ml, referans aralık: 10-350 U/ml), eotaxin-3 (168 pg/ml, iki kat), histamin (0.95 ng/ml, 5.3 kat) düzeylerinde orta derecede artış olduğu belirlendi. Plasma GAL-9 ve OPN düzeyleri sınır değerden sırası ile 22.5 ve 1.7 kat daha yüksekti. İnsulin tedavisi kesildikten bir ay sonra eosinofil sayısındaki (3,480/μl; 7.3 kat) ve OPN düzeyindeki yükselme (1.4 kat) hala sürüyordu fakat GAL-9 düzeyleri normal sınırlara dönmüştü. İnsuline karşı allerjik tepkimenin eosinofili ve hiper IgE ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Yeni bir bildiride eosinofilinin artmış galektin-9 (GAL-9) ve osteopontin (OPN) yapımı ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Burada, insulin allerjisi bulunan 65 yaşındaki bir hastada ilk kez plasma GAL-9 ve OPN düzeylerini inceledik. Hastaya in ...
Haorile Chagan-Yasutan1 , Beata Shiratori1 , Umme Ruman Siddiqi1 Hiroki Saitoh1 ,Yugo Ashino1 Tomohiro Arikawa2,Mitsuomi Hirashima2, Toshio Hattori1 *

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Kanser tedavileri geride kalan kanser hücrelerinin fenotiplerini değiştirmektedir Ön bilgi: Fizyolojik yara iyileşmesi ve doku yeniden oluşumu doku hasarı tarafından tetiklenen özgün hücre davranışları ile ilişkilidir. Normal durumda sessiz duran kök hücreleri sayıca çoğalarak hasar gören dokuda yeni doku oluştururlar; göreli hareketsiz olan epitel hücreleri kısmi bir epitelmezanşim dönüşümü geçirerek hareketli, doku içine yayılan bir fenotip kazanabilirler. Bu özgün hücre davranışları ilaçlarla tümörde oluşturulan hasar sonrasında kanser hücrelerinin davranışları- nı öngörmede anlam taşıyabilir. Hipotezin sunumu: Cerrahi girişimler, kemoterapi ve radyoterapi yüksek düzeyde korunmuş yara iyileşmesi yolaklarını harekete geçirebilir: (1) Bunlar epitel-mezanşim dönüşümü ya da değişimi yoluyla sağ kalan kanser hücreleri fenotipinde yüksek derecede hareketli, metastatik değişikliğe neden olabilir ve (2) Arta kalan kanser kök hücrelerinin çoğalmalarını tetikleyebilirler. Ön bilgi: Fizyolojik yara iyileşmesi ve doku yeniden oluşumu doku hasarı tarafından tetiklenen özgün hücre davranışları ile ilişkilidir. Normal durumda sessiz duran kök hücreleri sayıca çoğalarak hasar gören dokuda yeni doku oluştururlar; göreli hareketsiz olan epitel hücreleri kısmi bir epitelmezanşim dönüşümü geçirerek hareketli, dok ...
William W Harless

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız