Yayımlanmış Sayılar:

 

Sayı: 322  Mart 2011 

Makale Özetleri için Tıklayın.
Giriş: Tedavinin gecikmesi durumunda optik perinörit prognozunun kötüleşebileceği bildirilmiştir. Bu bildiride ikisinde tedavinin gecikmiş olmasına karşın başarılı bir şekilde tedavi edilen üç idiyopatik optik perinörit hastasını sunuyoruz. Olgu sunumu

İdiyopatik optik perinörit için yüksek doz steroid terapisi: Bir olgu serisi

Giriş: Tedavinin gecikmesi durumunda optik perinörit prognozunun kötüleşebileceği bildirilmiştir. Bu bildiride ikisinde tedavinin gecikmiş olmasına karşın başarılı bir şekilde tedavi edilen üç idiyopatik optik perinörit hastasını sunuyoruz. Olgu sunumu: Üç Japon hasta (73 ve 66 yaşlarında iki kadın ve 27 yaşında bir erkek) görme kaybı (sırası ile beş ay, birkaç ay ve iki ay) ve yalnız üçüncü olguda göz hereketleri ile oluşan ağrı yakı nmaları ile başvurmuştu ve idiyopatik optik perinörit tanısı kondu. Yağ baskılanmış T2- ağırlıklı manyetik rezonans incelemesi görüntülerinde etkilenen optik sinirlerin çevresinde yüksek sinyal yoğunluğu belirlendi; bu durum optik perinörit bulunduğunu düşündürdü. İki hastaya bolus steroid tedavisi başlandı ve üçüncüsüne de yüksek doz steroid tedavisi uygulandı. Her üç olguda da görme keskinliğinde iyileşme oldu. Sonuç: Yüksek doz steroid tedavisi optik sinir atrofisi gelişmeyen idiyopatik perinörit hastalarında, ilk tedavi başarısız kalmış olsa bile (orta dozlarda steroid uygulamaları dahil) etkili olabilir.

Maria Tatsugawa1,Hidetaka Noma2*,Tatsuya Mimura3,Hideharu Funatsu2

Kapak Resmi:
Journal of Medical Case Reports 2010,

Diğer Tıp Dergilerimiz



 BU SAYIMIZDA

İnterstisiyel sıvı: Tümör mikroçevresinin gözden kaçırılan bir unsuru mu? Ön bilgi: Kan ve lemf damarları ile hücreler arasında yer alan interstisyum bir katı veya matris kı- sım bir de sıvı kısımdan oluşur ve birlikte doku mikroçevreyi oluştururlar. Burada tümörlerin interstisyel sıvı kısmına yani tümör ve stroma hücrelerini yıkayan sıvıya odaklanmaktayız. Bu kompartmana dair yeni bilgiler tümörlerin nasıl geliştiği ve tedaviye nasıl yanıt verdiğinin anlaşılması nda önemli katkı sağlayabilir. Bulgular: İnterstisyel sıvı izolasyon yöntemlerini ve yeni buluşların sonuçlarını transkapiler sıvı dengesi ve makromoleküler tedavi ajanlarının alımı açısından ele almaktayız. Yeni yöntemlerin gelişmesiyle birlikte, sinyal maddelerinin neoplastik dokudan plazmaya doğru yerel değişiminin olduğ u ortaya çıkmaktadır. Ön bilgi: Kan ve lemf damarları ile hücreler arasında yer alan interstisyum bir katı veya matris kı- sım bir de sıvı kısımdan oluşur ve birlikte doku mikroçevreyi oluştururlar. Burada tümörlerin interstisyel sıvı kısmına yani tümör ve stroma hücrelerini yıkayan sıvıya odaklanmaktayız. Bu kompartmana dair yeni bilgiler tümörlerin nasıl ...
Helge Wiig1,2*,Olav Tenstad1,Per Ole Iversen3,Raghu Kalluri2 Rolf Bjerkvig1

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Akciğer kanserinde öksürüğün tedavisi için klinik kılavuz: Öksürük için bir İngiltere Çalışma Grubu bildirisi Ön bilgi: Akciğer kanseri hastalarında öksürük sık görülen ve rahatsızlık verici bir belirtidir. Akciğ er kanseri hastalarında öksürüğün kinik tedavisi, yüksek kaliteli araştırma kanıtlarının sınırlı olması nedeni ile yetersiz kalmaktadır. Sunulan bildirinin amacı, klinisyenlerin karar vermelerine yardımcı olmak ve iyi uygulamaları vurgulamak için, literatür araştırmalarından ve liderlerin fikirlerinden elde edilen veriler ile ‹ngilterede geliştirilmiş bir klinik kılavuz sunmaktır. Yöntemler: Biri solunum hastalıklarında öksürüğün tedavisi üzerine odaklanan, diğeri özellikle kanser üzerindeki Cohrane araştırmalarına yoğunlaşan iki sistematik araştırma gerçekleştirilmiştir. Ön bilgi: Akciğer kanseri hastalarında öksürük sık görülen ve rahatsızlık verici bir belirtidir. Akciğ er kanseri hastalarında öksürüğün kinik tedavisi, yüksek kaliteli araştırma kanıtlarının sınırlı olması nedeni ile yetersiz kalmaktadır. Sunulan bildirinin amacı, klinisyenlerin karar vermelerine yardımcı olmak ve iyi uygulamaları vur ...
Alex Molassiotis1*,Jaclyn A Smith2, Mike I Bennett3, Fiona Taylor5, Burhan Zavery6,Amelie Harle4,Richard Booton7,Elaine M Rankin8,Mari Lloyd-Williams9,Alyn H Morice10

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Gestasyonel yaşa uygun (AGA) ve küçük doğan (SGA) preterm ve termde doğan çocuklarda dikkat eksikliği/hiperaktivite bozuklu¤u (DEHB) davranışsal belirtileri: Longitudinal bir çalışma Ön bilgi: Dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu (DEHB) belirtileri açısından erken doğmanın mı yoksa küçük doğmanın mı daha zararlı olduğu belli değildir. Bu nedenle, doğumda gestasyonel yaşa göre düzeltilmiş küçük beden ölçülerine sahip olmanın mı yoksa preterm doğmanın mı çocuklarda DEHB belirtileri ile bağımsız ilişkili olduğunu araştırdık. Yöntemler: Finlandiya’da 15 Mart 1985 ile 14 Mart 1986 tarihleri arasında yenidoğan kliniğine başvuran ve canlı doğan 1535 bebeğin ve başvurmayan rastgele seçilen 658 bebeğin yer aldığı bir longitudinal bölgesel doğum kohortu çalışması yapıldı. Çalışmamızın örneklemi, 56 aya kadar izlenen 828 çocuğu kapsamaktadır. Ön bilgi: Dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu (DEHB) belirtileri açısından erken doğmanın mı yoksa küçük doğmanın mı daha zararlı olduğu belli değildir. Bu nedenle, doğumda gestasyonel yaşa göre düzeltilmiş küçük beden ölçülerine sahip olmanın mı yoksa preterm doğmanın mı çocuklarda DEHB belirtileri ile bağımsız ilişkili olduğunu ...
Kati Heinonen1*,Katri Räikkönen1,Anu-Katriina Pesonen1,2,Sture Andersson3,Eero Kajantie4,Johan G Dieter Wolke8, AulikkiLano3

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Serum D vitamini konsantrasyonları, genç erişkin Amerikalı popülasyonda depresyon ile ilişkilidir:Üçüncü Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Araştırmas› On bilgi: D vitamini reseptorleri, psikosomatik rahatsızlıklarda D vitamini’nin rolunu duşundurecek şekilde beyinde haritalanmıştır. D vitamini durumu ile depresyon arasındaki ilişkiyle ilgili epidemiyolojik calışmalardan elde edilen sonuclar, tartışmalıdır. Aynı zamanda, genc erişkin ABD populasyonunda depresyon ile D vitamini durumu arasındaki ilişki hakkındaki bilgiler kısıtlıdır. Yontemler: Ucuncu Ulusal Sağlık ve Beslenme ‹nceleme Araştırması’ndan elde edilen veriler, 15- 39 yaş arasında ve kurumda kalmayan 7970 Amerikalıda D vitamini ile depresyon arasındaki ilişkiyi de.erlendirmek icin kullanıldı. Depresyonun de.erlendirilmesi, Ulusal Mental Sa.lık Enstitusu tarafından geliştirilen Tanısal Goruşme Anketi kullanılarak yapıldı. Cok de.işkenli lojistik regresyon analizi ile karıştırıcı de.işkenlerin değerlendirilmesinden sonra, D vitamini duzeyi yeterli olan kişilere kıyasla D vitamini eksikliği olanlarda depresyon bulunma olasılık oranını (OR) hesapladı k. On bilgi: D vitamini reseptorleri, psikosomatik rahatsızlıklarda D vitamini’nin rolunu duşundurecek şekilde beyinde haritalanmıştır. D vitamini durumu ile depresyon arasındaki ilişkiyle ilgili epidemiyolojik calışmalardan elde edilen sonuclar, tartışmalıdır. Aynı zamanda, genc erişkin ABD populasyonunda depresyon ile D vitamini d ...
Vijay Ganji,1* Cristiana Milone,1 Mildred M Cody,1 Frances McCarty,2 Yong

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Trousseau sendromunda beklenmeyen bir sonuç Ön bilgi: İleri evre iç organ malign hastalıklarının başvuru belirtisi olarak az görülmesine karşın tetiklenmeden ortaya çıkan yüzeysel tromboşebit ve bunu izleyen venöz tromboembolism iyi bilinen durumlardır; genellikle yarar sağlayabilecek tedavi olanağı tanımadan gelişirler. Olgu sunumu: Burada ilk kez bildirilen, diğer yönlerden sağlıklı olan bir çiftçide bu paraneoplastik oluşumlarla ortaya çıkan erken bir gastrik karsinom olgusu sunuyoruz. Hastanın erken evrede başvurması tedavi edici parsiyel gastrektomi uygulanmasını sağladı; bu girişim ise inderior vena kavaya kadar ulaşan derin ven trombozunun belirlenmesi ile komplike bir durum oluşturdu. Ön bilgi: İleri evre iç organ malign hastalıklarının başvuru belirtisi olarak az görülmesine karşın tetiklenmeden ortaya çıkan yüzeysel tromboşebit ve bunu izleyen venöz tromboembolism iyi bilinen durumlardır; genellikle yarar sağlayabilecek tedavi olanağı tanımadan gelişirler. Olgu sunumu: Burada ilk kez bildirilen, diğer yönlerden sa ...
Thrumurthy1,2,Abeyratne HMP Anuruddha1,MerrennZoysa1,a IM De Dharmabandhu NSamarasekera1*

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız