Yayımlanmış Sayılar:

 

Sayı: 305  Ekim 2009 

Makale Özetleri için Tıklayın.
Giriş: Multipl miyelomanın sık görülen bulguları osteolitik lezyonlar, sitopeni, hiperkalsemi ve böbrek yetersizli ğidir. Hastalar aynı zamanda özgeçmişle veya kalp amiloidoz ile birlikte kalp yetersizliği sergileyebilir. Daha az karşılaşılan bir mekani

Yüksek Debili Kalp Yetersizliği ile Giden ve Anti-anjiyogenez Tedavisiyle Düzelen Multipl Miyeloma: İki Olgu Bildirimi ve Yayınların Gözden Geçirilmesi

Giriş: Multipl miyelomanın sık görülen bulguları osteolitik lezyonlar, sitopeni, hiperkalsemi ve böbrek yetersizli ğidir. Hastalar aynı zamanda özgeçmişle veya kalp amiloidoz ile birlikte kalp yetersizliği sergileyebilir. Daha az karşılaşılan bir mekanizma ise yüksek debili kalp yetersizliğidir. Bu koşullarda diüretik uygulanması konjesyon durumunun tedavisinde etkili değildir. Üstelik, etkili bir ilaç tedavisi de oluşturulamamıştır. Biz, aşağıda diüretik uygulaması başarısız olan iki multipl miyeloma ve yüksek debili kalp yetersizliği hastasını bildiriyoruz. Hastalara sırayla deksametazonla birlikte lenalidomid ve talidomid verildi. Kısa bir süre sonra, her iki hastada da belirtilerde ciddi düzelme oldu. Bu bildirim, bu ilaçlar kullanılarak multipl miyelomaya bağlı gelişmiş yüksek debili kalp yetersizliğinin ilk başarılı tedavi bildirimidir. Olgu sunumu: Multipl miyeloma bulunan iki hasta aşırı volüm yüklenmesi açısından değerlendirildi. ‹lki 50 ya- şında tedaviye dirençli hastalığı olan bir erkek hastaydı. Manyetik rezonans görüntülemede pelvis boyunca yayı lmış kemik iliği replasmanı görülmekteydi. Kalp kateterizasyonunda yüksek dolum basıncı ve 15 litre/dakika kalp debisi belirlendi. Hastanın hemodinamik durumu hızla bozuldu ve mekanik solunum desteği gerekti. ‹kinci hasta 61 yaşında yeni multipl miyeloma ve aşırı volüm yüklenmesi tanısı konmuş bir erkek hastaydı. ‹skelet taraması pelvis boyunca pek çok litik lezyon gösterdi. Kalp kateterizasyonunda yüksek dolum basınçları ve 10 litre/dakika kalp debisi saptandı. ‹ki hasta da diüretik tedavisine yanıt vermedi ve bunun üzerine deksametazonla birlikte sırasıyla lenalidomid ve talidomid başlandı. ‹lk hastada gelişen hızlı diürez sayesinde ilk dozdan sonraki 48 saat içinde ekstübasyon gerçekleşti. On gün içinde 15 litrelik bir net negatif sıvı dengesi oluştu. ‹kinci hastada da hızlı diürez gerçekleşti ve tekrarlanan kalp kateterizasyonunda kalp debisinin 4.7 litre/dakika seviyesinde normale indiği görüldü. Sonuç: Multipl miyeloma yüksek debili yetersizliğine neden olabilir. Mekanizma, olasılıkla sayısız intramedüller arteriyovenöz fistüllere yol açan yaygın kemik tutulumudur. Diüretik tedavisi bu soruna karşı etkili değildir. Her biri anjiyogenezi engelleyen lenalidomid ve talidomid geçerli tedavi seçenekleri gibi görünmektedir. Bu iki hastada elde edilen hızlı ve etkili sonuçlar temelinde, bu ilaçlarla potansiyel yeni bir 'farmakolojik fistül ligasyonu' mekanizması, bu hasta sunumunun tedavisinde en etkili yol olabilir.

Jason Robin*,Bara Fintel, Olga Pikovskaya, Charles Davidson, Jeffrey Cilley ve James Flaherty

Kapak Resmi:
Yayımlandığı tarih: 15 Temmuz 2008 Journal of Medical Case Reports 2008, 2:229 doi:10.1186/1752- 1947-2-229

Diğer Tıp Dergilerimiz



 BU SAYIMIZDA

“ABCDE”: Metabolik Sendromda Pratik bir Yaklaşımı Metabolik sendrom, abdominal obeziteye ve insülin direncine bağlı; kalp damar hastalığına ve diabetes mellitusa ait bir risk faktörleri kümesidir. Önemi gittikçe artan bu proinşamatuvar durum, günümüzde de hem yeterince bilinmemekte, hem de yeterince tedavi edilmemektedir. Metabolik sendrom konusundaki yaklaşımla yardım etmek amacıyla; kalp damar risk değerlendirilmesi ve var olan riskin azaltılabilmesi için erkenden girişim konusundaki yayınları değerlendirip bir araya getirdik. Bunun için, MEDLINE ve Cochrane veri tabanlarını tarayarak 1 Ocak 1988 – 31 Aralık 2007 arasında yapılan ve meslektaşları tarafı ndan incelenen, sonuçları uzmanlara danışılarak desteklenen klinik çalışmaları aradık. Metabolik sendrom, abdominal obeziteye ve insülin direncine bağlı; kalp damar hastalığına ve diabetes mellitusa ait bir risk faktörleri kümesidir. Önemi gittikçe artan bu proinşamatuvar durum, günümüzde de hem yeterince bilinmemekte, hem de yeterince tedavi edilmemektedir. Metabolik sendrom konusundaki yaklaşımla yardım etmek amacıyla; ...
Michael J. Blaha, MD,MPH; Sandeep Bansal,MD, MPH; Rosanne Rouf, MD; Sherite H.Golden, MD , MHS;Roged S. Blumenthal,Defilippis, MD, MSC MD; and Andrew P

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Meme Kanserinde İnflamasyon ve Hücre Dışı Matriks Yıkımının Genel Efektörleri Olarak Metalloproteinazlar Hızla gelişen iki alan, meme kanserine karşı birleşmektedirler: Bunlardan biri, immun hücre fonksiyonlarını de- ğiştiren yeni metalloproteinaz substratları bulmuş, diğeri de insan kanserlerinde inşamasyonun rolünü göstermiştir. Kanıtlar, bu iki alanda altta yatan mekanizmaların meme kanseri noktasında buluştuğunu göstermektedir; bu durum hastalığın anlaşılabilmesi için yeni fırsatlar sunmakta ve yeni tedavi stratejilerinin ortaya çıkması nı sağlamaktadır. Metalloproteinaz grubu enzimler üzerinde daha çok meme bezinin gelişimi ve fizyolojisi, fakat en çok da hücre dışı matriks modifikayonu bağlamında çalışılmıştır. Hızla gelişen iki alan, meme kanserine karşı birleşmektedirler: Bunlardan biri, immun hücre fonksiyonlarını de- ğiştiren yeni metalloproteinaz substratları bulmuş, diğeri de insan kanserlerinde inşamasyonun rolünü göstermiştir. Kanıtlar, bu iki alanda altta yatan mekanizmaların meme kanseri noktasında buluştuğunu göstermektedir; bu dur ...
Carlo V Hojilla1,Geoffrey A Wood2 ve Rama Khokha1

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Midenin Enterik Sinir Sistemindeki ve Kaslarındaki Değişiklikler: Diyabetik Gastroparezisi Olan İki Hastayla İlişkili Bir Olgu Sunumu Ön bilgi: Diyabetik gastroparezinin fizyopatolojik temeli geniş ölçüde, hastaların midesindeki nöropatolojik ve moleküler değişiklikler konusunda neredeyse hiçbir veri bulunmamasına bağlı olarak iyi anlaşılabilmiş değildir. Deneysel modeller vagus sinirini, kasları, barsak nöronlarını, interstisyel Cajal hücrelerini (ICC) veya diğer hücre kompartmanlarını etkileyen çeşitli lezyonlar işaret etmektedir. Bu çalışma; diyabetik gastroparezi hastalarının mide duvarındaki morfolojik ve moleküler değişikliklerin belirlenmesi amacıyla modern analitik yöntemler kullanı larak gerçekleştirildi. Ön bilgi: Diyabetik gastroparezinin fizyopatolojik temeli geniş ölçüde, hastaların midesindeki nöropatolojik ve moleküler değişiklikler konusunda neredeyse hiçbir veri bulunmamasına bağlı olarak iyi anlaşılabilmiş değildir. Deneysel modeller vagus sinirini, kasları, barsak nöronlarını, interstisyel Cajal hücrelerini (ICC) veya diğer hüc ...
Pankaj J Pasricha,*1Nonko D Pehlivanov,2 Guillermo Gomez,3 Harsha Vittal,2 Matthew S Lurken4 ve Gianrico Farrugia4

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız

Erektil Fonksiyon Bozukluğu ve Gelecekteki Koroner Arter Hastalığı:Uzun Süreli Topluma-Dayalı Çalışma Amaç: Erektil fonksiyon bozukluğu ve koroner arter hastalığı (KAH) arasındaki uzun dönemli risk ilişkisini ve yaşın bu ilişkiye olan değiştirici etkisini değerlendirmektir. Katılımcılar ve yöntemler: 1 Ocak 1996 tarihinden 31 Aralık 2005 tarihine kadar olan sürede, düzenli cinsel eş- lere sahip ve bilinen KAH veya erektil fonksiyon bozukluğu bulunmayan, o toplumda yaşayan 1402 erkeği, iki yılda bir taramadan geçirdik. KAH insidans yoğunluğu yaş katmanlandırmasından sonra uygulandı ve zamana bağımlı Cox oransal risk modelleri ile potansiyel girişimlere göre uyarlandı. Amaç: Erektil fonksiyon bozukluğu ve koroner arter hastalığı (KAH) arasındaki uzun dönemli risk ilişkisini ve yaşın bu ilişkiye olan değiştirici etkisini değerlendirmektir. Katılımcılar ve yöntemler: 1 Ocak 1996 tarihinden 31 Aralık 2005 tarihine kadar olan sürede, düzenli cinsel eş- lere sahip ve bilinen KAH veya erektil fonksiyon boz ...
Brant A. Inman, MD;Jennifer L. ST. Sauver,PHD; Debra JMichaela E. Mcgree BS; Ajay Nehra, MD;Michael M. Lieber,MD; Veronique L.Roger, MD ve Steven J. Jacobsen, MD,PHD

Tam metni görmek için giriş yapmalısınız.
Yazının özetini görmek için tıklayınız